Menu
8 Mart 2018

"Son Bakıştaki Hüzün"

Orhan Gökdemir


Kişisel bir macera değil bu. Aysel bu hayhuy içinde Denizlerin asılmasına da şahit olmuştur. Müjde Ar, “annem o gece sabaha kadar sigara içip ağladı” diyor o uğursuz günü anlatırken. Sonra daha üzerinden 10 yıl geçti geçecek, yeni darağaçları, yeni fidanlar… Erdal Eren’i asarlar bu kez yaşını büyütüp. Cezaevinde parmaklıklar arasında çekilmiş bir “son bakış” kalmıştır sadece arkasında. O bakışı hepimiz için not etmek de Aysel’e kalmıştır…

“Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler

Bir yaz güneşi gibi eritir hep bu terk edişler

Bir an duruşu gibi, ömrün gidişi gibi

Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler

Aman aman yandım aman

Kurşun gibi izler

Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda

Aman aman acı yüzler

Kurşun gibi izler

Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda”


Nedir ki o bakıştan sonrası. Üreteceksin mecburen. Gelecekteki deli çocuklar için şahit olduğun her anı not edeceksin, ölümsüzleştireceksin. Vakitsiz çiçek aç sana kış düşsün. Aşksa aşk, kavgaysa kavga, yalnızlıksa yalnızlık…

Diyor ki yalnızlıkla arasının nasıl olduğu sorulduğunda;

“Dört yatak odası, çok büyük bir salonu ve çok büyük bir mutfağı olan bir evde yalnız yaşıyorum. Bu bir tercih. Ve bu yalnızlığın çok büyük bir lüks olduğunu biliyorum. Yalnızlık donanımsız insan için çok korkunç bir şey. Ben hiç yalnızlık hissetmiyorum. Aslında tek başıma çok kalabalığım.”

Bu değil mi hayattan görüp öğrenebileceğimiz?


Yalnızlığı yenmek güçlü kılar insanı, sığınağa dönüştürür. Zerrin Özer annesini kaybedince üç gün Aysel’in koynunda yatmış. Siz yalnızlıktan Aysel’e sığınmış anlayın.

Etrafındaki hemen herkesin hayatına dokunabilmesinin sırrı da budur belki. Erdal Eren de var o yüzden bu hikâyenin içinde, Anadolu’nun ücra bir köyünde tanıştığı Ünzile de. “Üzüm buğusu gibi” kızı Müjde de var, fukara “Kardelen”ler de.

Diyor ki sorulduğunda; "Yüzümdeki çizgilerin her birisi bir şiir, şimdi söyleyin bana, bana yaşlı mı denir?” Güzelliğin standardını da o belirledi. Evine renkli peruklar ve gözlükler dolduruyor, çöp toplama aracına otostop çekiyordu! Selülitleriyle yakalanma korkusuyla yaşayıp ölen ünlüler dünyasında tek kişilik bir direniş hareketiydi o. Genç erkeklerle birlikte olarak genç kadınlarla birlikte olmayı bir meziyet sayan erkekler dünyasını dinamitleyip duruyordu.
 


80’li Yıllarda Aysel Gürel Rüzgârı

80’li yıllar belki de onun en üretken olduğu yıllardı. Unutulmaz şarkı sözlerine imza attı. Arabesk ve Ağır Roman filmlerinin müziklerini yaptı. Üstelik kızı Müjde Ar ile bu filmde kamera karşısındaydı. Bir makine ritmiyle yazıyordu. O günleri şöyle anlatıyor bir söyleşisinde; “Kar kıyamet bir gün evimde çalışıyordum. Aklıma gelenleri yazıp beğenmeyip yere atıyordum. Kapı çaldı ve Sezen geldi. Benden yeni bir şarkı sözü istedi. Yok dedim. Sezen eğilip yerdeki buruşuk kâğıtlardan birini aldı, ‘bu olur’ dedi. Kâğıdı alıp ütüledik. ‘Sen ağlama’ o kâğıttan çıktı.”

Diyor ki sorduklarında;

“Şiir yazılmaz, yaşanır. İnsanın kendi yaşadıkları, başkalarının yaşadıkları aşklar, acılar, ama sana ait aşklar... Ama bunun belli bir formülü yok. Şiir yazmak için yetenek, kültür, dil, arzu, hasret, ayrılıklar gerekli. Ama ilham perisi yalan. Şiir zaten benim nabzımda var. Önümde ne varsa, gazete kâğıdı, peçete ona yazıyorum. Kalemi elime aldığım zaman kalemin bir yürüme süreci var. Yürüme süreci bitince şiir de bitiyor. Kalem ne diyeceğini biliyor. O kalem içinde benim arzularım, yaşamışlığım var. Kalemin içinden akıyor gidiyor her şey.”


80 yaşına kadar çalıştı, didindi. Neşesini hiç kaybetmedi. Mehtap Ar, “üç kızdık biz” diyor, “Ablam büyük kız, ben ortanca, annem en küçüğümüz.” Belki de Trabzon’da Karadeniz’de yitirdiği yaşıtlarının anısına hep küçük bir kız çocuğu olarak kaldı.

“Ben Türk kadının bilinçaltıyım” dedi giderayak. Siyah-beyaz fotoğraflardaki anne de, renkli saçlarıyla dünyaya meydan okuyan asi kadın da o bilinçaltının bir dışavurumu.

“Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma

Benden selam söyleyin bütün aşklarıma”

17 Şubat 2008’de kapandı Aysel Gürel’in macerası. Kimseye yük olmadan, kimseye sitem etmeden geldiği gibi sessizce çekip gitti. Yediği son vurgundu bu. Giderayak son sözünü not etti bulduğu bir kâğıt parçasına: Söz Han, bayrak sende. İleri…

Gitti usulca. Söz’ü kaldı geride…

 

1.Bölüm: "Vakitsiz Çiçek Aç, Sana Kış Düşsün!"

2.Bölüm: "Kovaladıkça Kaçan Ateş Böceği misin?"

 

 

 


Herkes bilsin