Menu
3 Mart 2018

“Vakitsiz çiçek aç, sana kış düşsün.”

Orhan Gökdemir



Deli Kamile’nin deli kızı. Delilik tarihi daha lise yıllarında Trabzon’un sıra dışı kızı olmasından başlıyor. Arkadaşları entarileriyle girermiş denize. O mayosuyla. Karadeniz’e entariyle, elbiseyle girmekten daha büyük delilik var mı? Karadeniz alıp alıp gitmiş yaşıtlarını. Delilik, bu deliliği yapmayan Aysel’e kalmış.

Karadeniz’de bir vurgun hikâyesi bu. Törenin, geleneğin, taşralılığın vurgunu.

Diyor ki sorulduğunda;

“Karadeniz’de büyüdüm, denizkızıyım. Karadeniz, kıyısından bir adım attıktan sonra üç insan boyu olur. Boğulursun. Boğuldum ben de, suni teneffüsle hayata döndürdüler… Çoğu arkadaşım daha on dört, on beş yaşında o şekilde boğuldu. Muhafazakâr bir yerdi, denize mayoyla girilmezdi. Gece ay ışığında elbiseyle mümkündü ancak. Suya adım atar atmaz o elbiseler su içinde şişip kabarırdı. O kızlar deniz perileri gibi el ele tutuşup kaybolurlardı Karadeniz’in karartısında. Sabahları vurgun yemiş gibi uyanırdım. Böyle gitti Kebire, böyle gitti Semiha. Tahta teneşirlerin üzerinde upuzun saçları arkadan sarkmış öyle yıkanırken seyrettim birçok arkadaşımı…”

Aysel için denklem basit oysa. Ana rahmindeki amniyon sıvısında yüzerek hayata başlıyoruz. Sudan geliyoruz hepimiz. Karaya çıktın diye örtünmenin âlemi ne!

Ne tuhaf, ülkenin en şen simasının hikâyesi bile böyle bir vurgunla başlıyor.

“Ah karadan daha Karadeniz

Mor salkımlı evlerin o Frenk üzümleri

Sen bizi bir ana gibi beslemiştin

Aynı çocuklardık biz senin sofranda”

Herkes Karadenizli bilir ama o 7 Şubat 1929’da Denizli‘de dünyaya geldi. Babası Ali Rıza Gürel savcıydı. Trabzon‘a tayin oldu, taşındılar. İlk şiirini çok sevdiği kuzusu Mido'ya yazdı. Kesmişlerdi Mido’yu. Aysel orada büyüdü. O kadar ki Trabzon ağzıyla konuşuyordu artık. İstanbul’da üniversitenin kapısından adım atınca müstehzi gülümsemelere yol açtı Karadeniz esintili Türkçesi. O da iyi Türkçe konuşup, mükemmel Türkçe yazmaya karar verdi o gün. Belki Türkoloji’ye yönelmesi de o nedenledir, kim bilir?

Merakının peşinden gitmekte hiç tereddüt etmiyordu bir de. Geceleri akıllıların önünden geçmeye çekindiği mezarlıkta dolaşıyordu mesela. Korkunun insanı cüceleştirdiğini çok erken fark etmişti. Hayatının büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ilhamı o mezarlık gezilerindeydi. Mezarlıktan başlayarak korkunun kurallarını yıkmış, kendi kurallarını koymuştu yerine.

Şöyle not etti defterine:

“Bu resimdeki benim kırmızı kurdeleli

Elindeki şekeri yere düşüren benim

Şu resimde defteri açıp kapayan benim

Anne yazdığım ilk gün nasıl da sevinçliyim”
 



Müjde Ar'ın Bıyıklısı

“25 Yaşına geldiğinde üreme zamanının geldiğini düşündü!” Dedik ya Deli Kamile’nin deli kızı Aysel bu. Oyuncuydu, tiyatro sevdalısıydı. 25 yaşındayken muhtemelen bir oyunun ardından, üstünde başında sahne tozuyla gazeteci Vedat ile tanıştı. "Müjde Ar'ın bıyıklı olanı" diye tarif ettiği Vedat Bey'e göz koymuştu. Bir gün çalıştığı gazetenin önünden geçerken, aniden içeri girip evlenme teklifinde bulundu. Öyle hesapsız kitapsız. Sorulunca dedi ki, "Sanırım yaşıtlarımın evlenip çocuk sahibi olmasından etkilenerek, üreme vaktimin geldiğini düşünmüştüm."

Üredi. 1954‘te ilk çocukları Kâmile Suat Ebrem dünyaya geldi. 1956’da ikinci çocuğuna hamile kaldı. Yedi aylık hamileyken eşinden boşandı.

İlk çocuk Kamile Suat, nam-ı diğer Müjde Ar, anne babasının boşanma hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Babam annemin ilk erkeğiydi. Gazeteciydi, Vedat Akın takma adıyla yazıyordu. Annem de üniversiteyi yeni bitirmiş, Küçük Sahne’de oynuyor. O zaman da sigara içiyor ne yazık ki. Babam eğiliyor ve sigarasını yakıyor. Annem vuruluyor. Ama kardeşim bir yaşına gelmeden boşanıyorlar. Annem bir gün pazardan elinde fileleriyle eve dönüyor. Fark ediyor ki az ötede yürüyen adam elinde fileleriyle yürüyen babam. Ama babam başka bir sokağa yöneliyor, başka bir eve giriyor. Annem kapıyı çalıyor ve görüyor ki orada da başka bir düzen. Hemen boşanma davası açıyor.”

İki çocukla öyle ortalıkta kala kaldı Aysel.

 

Yarın: "Kovaladıkça Kaçan Ateş Böceği misin?"

 

 

 

 

 


Herkes bilsin