Menu
5 Mart 2018

Dirmit bu, durur mu ? Durmuyor...

Sevinç Erbulak



Sevgili Akademi'liler,

Neler izledim neler...

Neler okudum neler...

İçim böyle güzel şeylerden sonra bir taşıyor ki sormayın gitsin...

Ben bunu yazarım şimdi diyorum.

Ama şu yazmak, zor şey.

Vallahi zor.

Heyecan kaleme sığmıyor, bazen.

Şu sıralar kendi öykü kitabımla da geceleri buluşup sabahladığımdan, günlerin benim için bir 4-5 saat daha uzun olmasını istiyorum ne yalan...

Sizi bu hafta, şahane bir kadın oyuncu ile tanıştırmak istiyorum. Şa-ha-ne !

Onun adı Nezaket Erden.

Büyülü bir enerjisi var.

Seyyar Sahne'nin ''Sevgili Arsız Ölüm/ Dirmit'' adlı oyununda oynuyor. Oyun diyorum ama '' Sevgili Arsız Ölüm'' sevgili Latife Tekin'in romanı. Tanıma ve birlikte vakit geçirme şansı bulduğum Latife Tekin, önce bana bir oynarsınız demiş romanın oyunlaştırılma hayalini ilk duyduğunda. Haklı. Nice romanlar nasıl filmlere, oyunlara dönüşüyor biliyoruz. İnsan bazen, keşke kimse dokunmasaymış sayfalarına diyor, içinden de dışından da :)

Ama burada durum farklı. Çok farklı. Burada, oyunun ilk izleyeni Latife Tekin olmak üzere, izleyen herkes bence, iyi ki oyun da olmuş; ne güzel olmuş diyor. Tek başına harikalar yaratan Nezaket'ten gözünü alabilene aşk olsun valla. Oyunda Dirmit'ten başka, onlarca kişi  var, hepsi Nezaket'ten, Nezaket'in kalbinden  çıkıyor ve Nezaket'e kavuşuyor oyunun sonunda.

Bize bu armağanı uyarlayan ve yöneten Hakan Emre Ünal'ı da tanımanızı çok istiyorum. Bu iki kişilik (dev) kadro bize bu, kaba saba, saçmalıklarla dolu, bencil, duygusuz dünyada öyle bir umut ışığı oluyor ki; gidin ve kendi gözlerinizle görün istiyorum. Oyun çıkışı sohbet etme fırsatı bulduğum Nezaket ve Emre'den metni rica ettim, yazmışımdır belki size. Bir haftadır elimdeydi. En az onların yaptığı oyun kadar özenli bir yazı olması için beklettim de beklettim satırlarımı.

Bu gece zamanı...

Önce keyifle okumanız, sonra keyifle izlemeniz dileğiyle...

Seyyar Sahne'nin ''Sevgili Arsız Ölüm'' ü karanlıkta yolunu bulabilen, karanlığa alışınca; korkusuyla oturup sohbet edebilen ve durduğu yerde dünyayı gezebilenlerin romanı ve oyunu. Önce romanı, sonra oyunu. Sahnede bir saksı ve onunla her yere yolculuk eden Dirmit'im benim, sevgili meraklı, dirençli, bir türlü ''duramayan'' Dirmit'im....

Oyunda, köyden şehre göç eden kalabalık bir ailenin şehirle mücadelesini ailenin en küçük kızı Dirmit'in gözünden dinliyoruz. Tek odalı bir evde, Ev halkından herkes kendince bir yol tutturuyor aynı mücadelede. Dirmit ise, bitmek bilmeyen merakıyla karşısına çıkan her türlü zorlukla kendince baş etmeye çalışıyor. Annesi, babası ve ağabeyleri Dirmit kızın bu türlü mücadele yollarından huylanıyor. Çünkü adetler var, çünkü gelenekler var unutulmaması gereken. Unutulunca mutlaka hatırlatılan kuralları var dünyanın.

Ama yazının başından beri söylüyorum size, Dirmit bu, durur mu ? Durmuyor.

Roman hakkında şöyle bir paragraf var bana yollanan metinde, Latife Tekin'e ait; nefis bir anlatım, aktarıyorum size olduğu gibi.

''Gerçekleşmeyen düşler, aralarında doğup büyüdüğüm insanları paramparça etti. Kente ayak uydurabilmek için boğuşup durdum. Her yanım yara bere içinde kaldı. Boğuşurken birlikte doğup büyüdüğüm insanlardan ayrı düştüm. Ama kendi öz değerlerimi, dilimi ve o insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. Bu roman, benim direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır''.

 


Oyunun büyülü- gerçekçi bir dili var. Oyuncunun sahnede kendinden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını hissettiren türden bir oyun. Her yerde oynanabilecek bir reji. Sokakta, parkta, evde, sahnede, umarım festivallerde... Yolun açık olsun durmayan Dirmit kız, seni hayal eden Latife Tekin'in eline sağlık...

''Kız bak kuşlar göçer, el salla. Tomurcuklar açmış hep. Kokla kokla. Senden güzel kokar ha bunlar...Kız küsme hemen cavur. Yürü hadi yürü. Kız geldik bile. İşte burası bizim köy. Valla bizim köy. Dur kız ben bir bakayım önce gezdirecem seni.

Tulumbaaaa... Tulumbaaaa....

Bana gonca gülleri bildiren, ayı haftına indiren Tulumba nerdesin?

Artçı kuş seni bıraksam bana ne verirsin? Yumurta mı? İstemem. Ne mi isterim? Tulumba nerede göster.

Tulumba, sen çalıların arasında mı kaldın? Tulumba niye ses etmedin? Küstün mü? Küsme. Gelemedim işte. Köyü eskisi gibi bulamam diye korktum. Seni çok özledim. Sen beni özlemedin mi? Tutma kendini gül hadi gül gül. Bu mu? Bu benim şehirden arkadaşım Kepçe. Kız merhaba desene. Bir kıskanç bu cavur.

Büyümüş müyüm? Büyüdüm tabii. Değişmiş miyim? Nerem değişmiş? Konuşmam mı? Okulda öğrendim.

Şehre bir indik. Koca bir vapur. Bu vapur gider mi gitmez mi? Kız ana vapur gider mi gitmez mi? Kız. Vapur duruyor, evler arabalar geri geri gidiyor, aldın mı cevabı? dedi. Ben buna inandım. Vapur duruyor, evler arabalar geri geri gidiyor. Aklım uçacak sandım''.

 

Oyunlaştırılmış halinin bu kadarını bile şimdi size yazarken izlediğim her saniye geri geliyor bana, yerinde duran vapurlara geri geri gelen evler, arabalar gibi. Böyle bir öykümü hatırlıyorum. Ben de trenlerin yerinde durduğunu, evlerin ve ağaçların gittiğini yazmıştım bir yere, bir keresinde.

Romanda da, oyunda da uçmuyor hiç Dirmit kızın aklı. Ama her merakında cinlere karıştığını düşünüyor anası, yeşil kaplı kitabını açıyor babası, fikirlerini tek göz odalı şehir evine boşaltıyor ağabeyleri.

Düşünüyor Dirmit kız, ne yapsa da batmasa iğne gibi anasının gözüne. Radyosunu kırıyor, gitarını kırıyor, top oynamasını yasak ediyor, eşyayla bir alıp veremediği var Dirmit'in anasının. Kitaplarını da yakınca Dirmit çareyi şiir yazmakta buluyor. Hem ders çalışıyor gibi olur, hem de durduğu yerde gönlünü gezdirir diye. Alıyor boş kağıdı önüne, iki gün yazamıyor, sayfa ona, o sayfaya bakıyor.

''Sonra sayfa sayfa şiir döktüm. Şiir yazmanın kolayını buldum. Sözcükleri yüreğimden geçirdim, yüreğimi titreteni kağıda döktüm, titretmeyeni attım gitti. Sonra anam bir ağlayıp bir gülerek bir şeyler yazdığımı görünce tepemde bitti. Kız sen ne yazıp duruyon, yoksa cinlerin derneğine yazman mı oldun şimdi de dedi. Kız ne cini, ne derneği, şiir bu şiir git başımdan. Kız aşık mı oldun yoksa ? Ne aşkı kız, sadece aşık olan mı şiir yazar?''.


Akademi'lilerim, yok anlatılmaz bir oyun bu. Harika bir roman.

Daha fazla alıntı yapmayacağım, zaten heyecanım devam ediyor. Nezaket ve Emre ile Müstehak gazetemiz için röportaj da yapacağım; orada da okursunuz oyunun hikayesini...

Güzel şeyler yazılarak anlatılamıyor.

Siz oyuna gidin ve seyrinizin keyfine bakın.

Başta Latife Tekin'i, sonra da Nezaket ve Emre'yi alkışlarken de beni hatırlayın...

 

Haftaya bilmem ki izlediğim okuduğum şahaneler arasından hangisini yazsam size...

Hala Theo'ya mektuplar'ın etkisi geçmedi içimden.

Vincent'la uyuyorum geceleri. Tablolarına başka bir gözle bakıyorum mektuplarını okuduğumdan beri. Söylemiştim size, yky'ndan yeni baskısı çıkmış. Edinin.

Fatih Akın'ın ''Paramparça''sı haftaya kalıyor bu durumda.

Daha iyi.

İyice sindirmeli onu da.

Dünya bok, bir sürü saçmalık olmaya devam ediyor, robotlar her şeyi ele geçirene kadar daha çok şaşıracağız en yakınımız sandıklarımızın korkaklıklarına ve kaçaklıklarına ama bir de şöyle bir şey var. Aynı dünyada ve aynı çağda, çok acayip, çok yaratıcı insanlar, onların gerçekleşen hayalleri, büyülü yazarlar, yönetmenler, oyuncular da var.

Güzel olan her şeye minnetle.

Onlar, bu duman altında nefes oluyor, direnme gücü veriyor kalbe.

Hala bir kalbi olanlara elbette...

Haftaya kavuşuruz.

Sevinç.

 

 


Herkes bilsin