Menu
14 Mayıs 2017

Anadolu Uygarlıklarına aşık bir humanist…

“Güney illerinin geceleri başka gecelerden daha koyu, daha derin olur. Yıldızlar el uzatılınca tutulacak kadar yakındır.” Halikarnas Balıkçısı

“Gökova’da laciverdin mora karıştığı çivit mavisini, Homeros’un menekşe ya da şarap rengi dediği denizi göreceksin...” Azra Erhat

 

“Bir sirküler dağıtmıştık – başlığında mavi bir gemi boyalı – yolculara geminin adını, tonajını, kalkış yer ve gününü, yolculuğun süresini, yolcuların yanlarına almaları gereken eşyayı bildirmek için. Altı ayı aşkın bir zamandan beri hazırlanıyordu bu yolculuk. Samim Kocagöz sağ olsun, Kuşadası’nda bir gemi bulmuştu bize. ‘Macera’nın kırk tonluk olduğunu, elli kadar yolcu alabileceğini, içinde ranzaları, kamarası, mutfağı, helası bulunduğunu bildirmişti. Gemi ağustos ayında on-onbeş günlüğüne, kaptanı tayfası ile emrinizdedir diyordu. Kalkış Kuşadası’ndan olacaktı.

Hazırlıklarla birlikte sevincimiz de artıyordu. Bir Gökova yolculuğu biter bitmez, ikinci bir yolculuğa burkucu bir özlem yerleşir insanda. Zamanla bu özlem günlük hayatın hayhuyundan kaçına kaçına gönlünüzün kuytu bir kıvrımına saklanıverir. Yeni bir yolculuğun müjdesi bir borozan gibi ötünce, özlem dışarıya fırlar, yayıldıkça yayılır, kavrar bütün benliğinizi. Mutluluğa bir daha ereceğinize inanamaz, umudunuz gerçekleşsin diye sabırsızlanırsınız. Bir yandan da kafanızı olanca varlığıyla işletmeye çalışırsınız. Mavi yolculuğa yeni dostlar katılacaktır, onlara her türlü bilgiyi vermek boynunuzun borcu, hazırlıklarını tam yapmaları için her denemeden alınan derslerden faydalanmak gerek. Kumanyayı düzmek de önemli bir iştir. Eyüboğlu kumanyayı kaba kumanya, yani buz, su ve balık tutma araçları ile ince kumanya, yani yiyecek diye ikiye ayırmış; birincisini alabildiğine mühimsediği halde, ikincisinin lafını bile ettirmiyordu dost meclisinde.

Balıkçıyla aramızda özel ulak mektuplar İzmir’den İstanbul’a uçup geliyor, uçup gidiyordu. Altmışar kulaç uzunluğunda iki parakete hazırlanıyormuş. Sütbeyaz naylon ipliğinden bedene bağlanan yüzlerce iğneli köstek, güzelim düğümlerle sepetlerin kenarlarındaki mantara dizilmişti. Balıkçı, gelin gibi süslü iki sepetiyle İzmir’de karşımıza çıkagelince, ağzımız bir karış açık kaldı. Sirtiler de bir yandan hazırlanıyordu. Boyalı ya da düz beyaz madenden balık biçimindeki sirtiye büyük balıklar vurur. Derin koylarda motor yavaşlatılır, sirti atılır ve motorun arkasından sürülür. Sirtinin balığı başka, paraketeninki başka, ağa gelen balıklar başkadır. Kırk tonluk Macera motoruyla yolculuğumuz, bugüne dek yapılan yolculukların en mükemmeli olacaktı. Av için her şeyin tamamlanması gerekti. Paluko’ya mektup yazılmıştı, ahtapot tutmak için ayna, pina çıkarmak için pinologos getireceğine, o söz vermişti. Kayaya saplanan oltaları kurtarmak için üç-dört metre uzunluğunda bir gönderimiz bile olacaktı.

Yolculuğa katılacak dostlara gelince... Dost var, İstanbulludur, denizi, balığı, yelkeni Boğaz’da, Adalar’da, Marmara’da bulur, üstelik rahatını da burada bulduğu için, Akdeniz kıyılarını, Bodrum’u, Gökova’yı merak etmez. Gökova’da laciverdin mora karıştığı çivit mavisini, Homeros’un menekşe ya da şarap rengi dediği denizi göreceksin dersiniz, renkli fotoğraf çekeceksiniz ya, sürgelerinizden görürüm karşılığını verir. Her şeyin iyisi, güzeli İstanbul’da da var, İstanbul dışı yolculuk, rahatsızlığına değmez bir maceradır, açlık, pislik, sefalettir kanısı öylesine yerleşmiştir ki birçoklarının kafasında, söküp atamazsın bu önyargıyı, hiçbir güzelliğe, hiçbir yeniliğe kımıldatamazsın alışkanlığın pamuğuna gömülmüş bu bedenleri. Öylesi İstanbullular içtendir hiç olmazsa. Bir de mavi yolculuğun övüldüğünü duyup da çoşan, çoşar gibi görünen, altı ay öncesinden geleceğine söz veren, hazırlık konuşmalarına candan katılıp da son dakikada herhangi bir güçlük karşısında cayan dostlar var. Öylesi ve böylesiyle 10 Ağustos’a bir hafta kala, kaç kişi olacağımızı bilmiyorduk daha. Uzun laf etmeden yolculuk haberini alır almaz geleceğim diyen, sirkülere peygamber sözü gibi harfi harfine uyan, görmeye, gezmeye hevesli yolcular toplanmış, hazırdı. Bir de gelemeyenler, işleri yüzünden gelemeyip de fotoğraf ve film makineleri ile, lüle lüle renkli filmleriyle katılmak, mavi yolculuktan pay almak isteyenler vardı. Bu cömert dostlar sayesinde sekiz ve on altı milimetrelik kameralarımız üçe yükseldi. Teleobjektifli, geniş açılı cihazları ile fotoğraf makinelerimiz beş-altıyı buldu.”

Mavi Yolculuk, Azra Erhat, 19-20-21. Sayfalar, Can Yayınları, 2005

1968 yılında düzenlenen 2.Mavi yolculuk (fotoğraf:Mimar İnal Göral)

Fotoğraftakiler: 1.Samih Rıfat, 2.David Siesby, 3.Alev Ebuzziya Siesby, 4.Osman Çalık, 5.Afife Batur, 6.Azra Erhat, 7.Sabahattin Batur, 8.Siren Çalık, 9.Ersen Gürsel, 10.Müfide Çalık, 11.Cavidan Göral, 12.Selçuk Batur, 13. Sabahattin Eyüboğlu, 14.Müntekim Öktem, 15. Şadi Çalık.

 

Anadolu Uygarlıklarına aşık bir humanist…

Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanı, filolog, arkeolog, çevirmen ve düşünce kadını… deneme ve İnceleme yazarı... Anadolu gezgini... Mavi yolcu...

Eski Anadolu uygarlıklarının ortak mirasımız olduğu görüşünden yola çıkarak, Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte “mavi yolculuk”lara öncelik eden, terimi Türk ve dünya yazınına kazandıran isimlerden biridir Azra Erhat...

Yolculuklarını Mavi Anadolu (1960),  Mavi Yolculuk (1962) ve Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk (1979) adıyla kitaplaştırmıştır.

İlyada ve Odissea çevirileri hala referans kabul edilen Azra Erhat’ın eski Yunan ve Roma mitolojilerini açıklayan “Mitoloji Sözlüğü” (1972), geniş bilgi ve kültürünün son ürünü, ustaca yazarlığının en yüksek aşamasıdır. Erhat bu eserinde başta Anadolu efsaneleri olmak üzere, Yunan ve Latin mitolojisini tatlı tatlı anlatır. Efsaneleri bilimsel gözle incelerken yazın sanatındaki önemine değer verir.

Onun önemli bir düşünür olduğunu ortaya koyan kitabı “İşte İnsan – Ecce Homo” (1969) yu da unutmamak gerekir...

 

 

      

 

 


Herkes bilsin